Forum Zero - Türkiyenin En İyi Online Oyun Forumu

   


Go Back   Forum Zero - Türkiyenin En İyi Online Oyun Forumu > Genel Sohbet ve Haber Bölümü > Serbest Bölüm

Serbest Bölüm Diğer Kategorilere Uymadığını Düşündüğünüz Her Konuda Yazabilirsiniz


Batının sonu kitapözeti

Serbest Bölüm


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 16 Haziran 2013   #1
Banned
Avatar Yok
Üye Profil Bilgileri
Üyelik tarihi: 25 Mayıs 2013
Bulunduğu yer: Ev
Alter: 23
Mesajlar: 3
Konular: 1390
Rep Puanı: 36984
Rep Gücü: 0
Rep Derecesi : Thor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond reputeThor has a reputation beyond repute
Aldığı Teşekkürler: 168
Ettiği Teşekkürler: 387
Standart Batının sonu kitapözeti

Yazar:MARTİN JACGUES

ÇİN DÜNYAYI YÖNETİNCE
Bölüm I
MUHAFIZ DEĞİŞİMİ
1945’ten bu yana dünyanın dominant gücü Amerika olmuştur. İngiltere’nin
sanayi devriminden itibaren Avrupa’nın elinde olan bu üstünlük iki savaştan
sonra el değiştirmiştir.
Şimdi, henüz bebeklik döneminde olan ve dünyayı değiştirmesi beklenen tarihi
bir sürece tanıklık ediyoruz. Batı tanımı altında toplanan gelişmiş dünya
(Amerika, Kanada, Batı Avrupa, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya), gelişen
dünya tarafından kızağa çekiliyor. Elbette en ileri gelişen ülkenin bile daha çok
uzun zaman gelişmiş ülkelerin ekonomik ve teknolojik seviyesine ulaşması
beklenemez fakat bunların toplam nüfusları dünya nüfusunun büyük
çoğunluğunu oluşturduğundan ve ekonomik büyüme hızları gelişmiş dünyadan
daha yüksek olduğundan, yükselişleri de küresel ekonomik güç dengesinde
belirgin bir kayma yaratmaktadır.
Yeni Yüzyıla girerken Amerika tek süper güç olarak kalmıştı. Neo-konservatifler
dünyayı Sovyet Blok’unun çöküşü ve Amerika’nın sahip olduğu muazzam askeri
güç prizmasından yorumladılar. Ekonomik çok kutupluluğa doğru olan trendi
dikkate almayan yeni doktrin, Amerika’nın potansiyel rakiplerini caydıracak
muazzam askeri üstünlüğe ve dostlarını ve uluslar arası anlaşmaları kaale
almayacak kadar Amerika’nın çıkarlarına önem veriyordu. Soğuk savaş
sonrasında Amerika’nın askeri harcamaları, dünyadaki tüm devletlerin
harcamalarının toplamına ulaştı. İnsanlık tarihinde tek bir ulusla tüm diğerleri
arasındaki askeri eşitsizlik hiç bu kadar büyük olmamıştı. Terörle savaş her
şeyin önüne geçti, Avrupa ile ilişkiler askıya alındı, ulusal egemenlik bir yana
atılırken rejim değişikliği meşru görülerek Irak’ın işgaliyle sonuçlandı. Amerika
küresel olaylara çeki-düzen vereceğim derken küresel desteği kaybetti. Ezici
askeri gücünün Irakta bir işe yaramaması bir yana, yumuşak güç (bir ülkenin
kültürünün, siyasi ideallerinin ve yaşam politikalarının cazibesi) rezervini de
yitirdi.

Bush’un dış politikası Amerika’nın dünyadaki konumunu pekiştirmek üzere yola
çıkmış fakat ciddi biçimde zayıflamasıyla sonuçlanmıştı. Neo-konservatif
yaklaşım tarihin feci biçimde yanlış okunmasını temsil ediyordu.
Paul Kennedy’nin “Büyük güçlerin Yükselişi ve Çöküşü” adlı kitabında da
belirttiği gibi siyasi ve askeri güç ekonomik güce dayanır. Kraliçe Victoria
döneminde ( 1850 – 1914) Büyük Britanya imparatorluğunun dünya hakimiyeti,
sanayi devrimini başlatan ülke olarak ekonomik alanda bütün ülkelerin önüne
geçmesi sayesinde gerçekleşmişti. Gücünü kaybetmesi de yine ekonomisinin
bozulması yüzünden oldu. Irak olayında Amerika’nın yanında yer alması
yalnızca göstermelikti. Egemen güç olmanın ön koşulu ekonomik güçtür. Bu
gerçeği emperyal güçler asla kabul etmezler. Amerika da emperyal hırslarının
ve aşırılıklarının klasik sorunlarıyla baş başa kalmıştır. Dünya yüzeyine
serpiştirilmiş 800 üsse sahip dev bir askeri gücü korumanın getirdiği yük,
Amerika’nın muazzam cari açığının başlıca sebeplerinden biridir. Ekonomik
gücü zayıfladıkça askeri üstünlüğünü sürdürmesi de mümkün olamayacaktır.
Yeni Tür Bir Dünya
Şu anda yeni tür bir dünyanın arifesindeyiz fakat bunu kavramak çok zor:
Çağdaş dünyanın ezberleri ve parametreleriyle yaşamaya o kadar alışmışız ki
elimizde olmadan onları normal kabul ediyor ve uzun dönemli tarihi
değişimlerin bir sonucu değil de değişmez gerçekler olduklarına inanıyoruz.
Dünyayı Batı’nın, daha doğrusu Amerika’nın yönlendirdiği fikrinin dışına
çıkamıyoruz.
Küreselleşmeyi ele alalım. Yaygın Batı görüşü, küreselleşmenin serbest piyasa,
Batı sermayesi, özelleştirme, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokratik
normlarıyla tüm dünyayı batılılaştırma süreci olduğu yolundadır. Oysa her
toplumun kültüründe ve tarihinde kök salmış, aile, hükümet, şirket gibi yerel
kurumları şekillendiren ve tam aksi yöne çeken kuvvetli ters akımlar vardır.
Dahası, ülkelerin refahı arttıkça kendi kültürleri ve tarihlerine daha fazla sahip
çıkarlar, Batı’yı taklide pek heveslenmezler. Dolayısıyla küreselleşme tek yönlü
bir süreçten öte oldukça karmaşık bir olgudur. Bir taraftan birleştirirken diğer
taraftan ayrıştırır.
Gittikçe artan sayıda gelişen ülkenin yükselişine tanıklık etmekteysek de
ekonomik açıdan Çin uzak ara birincidir. Yeni Dünyanın taşıyıcısı ve sürücüsü Çin, kollarını 10 yıl içinde Doğu, Orta ve Güney Asya, Güney Amerika ve
Afrika’ya uzatmıştır.
Savaş sonrası Amerika tarihi açıdan eşi benzeri olmayan bir konuma gelmişti. O
zamana kadar, güçlü bir devletin güdümündeki bir yeni dünya düzeni hep
zorlama ve boyun eğmeye dayanırdı. Fakat Amerika’nın güdümündeki düzen
emperyal olmaktan çok liberal, ulaşılabilir, meşru ve dayanıklıdır. Kurumları ve
kuralları, demokrasi ve kapitalizm kök salmış ve beslenmiştir. Katılması kolay,
tahttan indirilmesi zordur. Buna rağmen, Çin faktörünü gözden uzak tutamayız.
Şimdiye kadar, önce İngiltere sonra Amerika olmak üzere,yeni bir küresel gücün
doğuşu beraberinde yeni bir dünya düzeni getirmiştir. Çin’in, ne kadar güçlü ve
farklı olacağının işaretlerinişimdiden verdiğini dikkate alırsak, zamanla yeni bir
uluslar arası düzenin doğabileceği fikrini göz ardı edemeyiz.
Batı Dünyasının Sonu
18.Yüzyılın ortalarına kadar hayata geçmiş açısından bakılır, şimdiki zaman
geçmişin bir uzantısı olarak görülürdü. 18. yüzyılın sonuna doğru modernitenin
ortaya çıkmasıyla şimdiki zaman geçmişe bakarak değil, geleceğe yönelik olarak
algılanır oldu. Moderniteye özgü yeni kazanılan değerler ve kavramlar ortaya
çıktı: ilerleme, değişim, modernizasyon, aydınlanma, gelişme ve özgürleşme
gibi. Sonra da bu kavramlarla adet, gelenek, tecrübe ve muhafazakarlık
arasında çatışma başladı.
Moderniteyi başlatan ve yaygınlaştıran etken, sanayi devrimi ve onun getirdiği
ekonomik take – off oldu. Modernite, gitgide genişleyen evren gibi halen de
yayılmasını sürdürmektedir.
Sınaileşme ile tarladan fabrikaya, köyden kente geçiş yanında, aile yapısı, yaşam
standartları, çalışma koşulları, bilgi ve beceriler, siyasi temsil, çevreyle ilişkiler
ve zaman kavramı da halen sürmekte olan değişime uğradı.
Modernite’nin doğum yeri Avrupa’ydı. Ahtapot gibi kollarıyla 200 yılda tüm
dünyayı sardı, modernite ile Avrupa eşanlamlı hale geldi. Fakat son 50 yıldır
Doğu Asya moderniteyi benimsemek yanında kendi kültüründen ve tarihinden
gelen çok farklı özellikler kattı.

BATININ YÜKSELİŞİ
1800’de Çin ve Japonya en az Avrupa kadar şehirleşmiş, sermaye birikimi ve
ekonomik kurumları gelişmiş, anonim şirketler ortaya çıkmıştı. Dokumacılık,
boyama, sulama, tıp, porselen üretimi gibi teknolojinin bazı alanlarında Çin
Avrupa’nın önüne geçmişti. Ancak İngiltere sanayi devrimini başlattıktan sonra
sermaye ve enerji yoğun proseslere yapılan yatırımları ile üretkenliği arttırıp
bilim, teknoloji ve innovasyonun yüksek ivmeyle gelişmesini sağladı. Böylece
Çin İngiltere’nin gerisinde kaldı.
İyi de, 1800 ‘den itibaren neden Çin veya Japonya değil de Batı Avrupa bu kadar
hızla ilerledi?
Bu noktada tek etken olmamakla birlikte şans faktörü devreye girmişti. 1800
civarında Eski Dünya’nın en kalabalık bölgeleri olan Çin ve Avrupa artan
nüfuslarını taşıma güçlüğüne düşmüşlerdi. Hızla azalan toprak ve ormanlar
yüzünden gıda, dokuma ipliği, yakıt ve inşaat malzemesi kıtlığı baş göstermişti.
Bu durum özellikle Çin’de ciddi boyuttaydı zira en yoğun nüfusun yaşadığı Sarı
ırmak ile Yangtze ırmaklarının arasındaki bereketli topraklar aşırı kullanımdan
dolayı verimsizleşmişti.
Avrupa, daha doğrusu İngiltere, bu çıkmazdan iki gelişme sayesinde çabuk
kurtuldu: Birincisi, sanayi devrimi için gereken yakıt ihtiyacını karşılamak için
gittikçe azalan odunun yerini alacak muazzam kömür yataklarının keşfi, İkincisi
ve daha da önemlisi, yeni Dünya’nın (Karayipler ve Kuzey Amerika)
sömürgeleştirilmesi sayesinde devasa boyutta arazilere kavuşması, onu
işleyecek ucuz işgücü için kölelerin getirilmesi ve böylece istendiği kadar gıda ve
hammadde sağlanması. Öyle ki İngiltere 1830’da Yeni Dünya’dan ithal ettiği
sadece pamuk, şeker ve kereste’yi kendi üretmek zorunda kalsaydı, ülkedeki
tüm topraklar yetmeyecekti. Çin’in ne yazık ki böyle bir şansı olmadı. Aynı
noktada başladıkları halde, iki ülke arasındaki gelişmişlik farkı kısa süre içinde
öylesine büyüdü ki kapanamaz hale geldi.
Sömürgeciliğin Avrupa’ya başka uzun vadeli kazanımları da oldu. Ulus devletler
arasındaki savaşlar ve sömürge rekabeti ekonomik güçle birleşince birer savaş
makinesi olup çıktılar; 19. yüzyıl boyunca dünyadaki bütün bölgelerden daha
üstün askeri güce kavuştular. Sömürge ticareti aynı zamanda şirket
organizasyonu ve finansal sistemlerde innovasyonlara yöneltti; Hollanda anonim şirketi icat etti. Köle ticareti ve sömürgeleştirme olmasaydı, Avrupa asla
bunu başaramazdı.
1800’de dünya ekonomisi çok merkezliydi. Güç; Asya, Avrupa, Çin, Amerika,
Hindistan arasında paylaşılıyordu. En büyük iki ekonomi Çin ve Hindistan’dı.
Sonraki iki yüzyıl boyunca güç, nispeten az nüfuslu Avrupa ve Kuzey
Amerika’nın elinde yoğunlaştı. Dünya’nın diğer bölgelerindeki kalkınmayı
yüzyıldan uzun süre boğdu. Ve şimdi yeniden çok merkezli hale dönüyor.
Avrupa’nın Moderniteye Geçiş Sürecindeki Farklar
Avrupa ülkeleri kendi aralarında savaşarak epeyce zaman ve enerji tükettiyse
de, 16. yüzyıldan itibaren moderniteye geçiş, güneydoğudaki Osmanlı
İmparatorluğu hariç, ciddi bir dış tehdit olmaksızın gerçekleşti. Nitekim, 17.
yüzyıldan sonra Osmanlı İmparatorluğu da gitgide geriledi ve nihayet 19.
yüzyılda Balkanlardan atıldı. Dış tehdit olmaması önemli bir imtiyazdı ve bunun
keyfini süren bir tek Avrupa oldu. Asya, Afrika, Latin Amerika’da sonradan
moderniteye özenen bütün ülkeler modern Avrupa devletleri kisvesi altındaki
yırtıcıların pençeleriyle ezildiler. Bu yüzden Avrupa “Öteki” ni anlamaya
çalışmadı hiç; hep sömürge gözüyle baktı.
Moderniyete geçiş süreci her yerde tarım toplumu, sanayi toplumu, hizmet
toplumu sırasını izlediği halde, İngiltere, Belçika ve Almanya başta olmak üzere
16 Avrupa ülkesinde sanayi istihdamının hem tarım, hem de hizmet
sektöründen daha yüksek olduğu bir dönemden geçildi. Oysa başka hiç bir
ülkede sanayi sektörünün, tarım veya hizmet sektöründen daha büyük olduğu
bir dönem yaşanmamıştır.
Avrupa’nın başka bir farklılığı, birbiri ardına iç savaş da denebilecek kıta içi
savaşlar veya çatışmalar çıkmasıdır. Bunun başlangıçtaki sebebi dindi. 1054’de
Doğu-Batı Hıristiyanlığı bölünmesini 1517’de Katolik- Protestan bölünmesi
izledi. Bu dini çatışmalar, önceleri teolojik, daha sonraları ideolojik olmak
üzere Avrupa’da güçlü bir doktrinel düşünme tarzına yol açtı. O yüzden din dışı
bütün “ izm ”ler- liberalizm, anarşizm, sosyalizm, faşizm vs. - hep Avrupa’da
doğup gelişti.
Avrupa ülkeleri arasında ekonomi ve sömürge rekabeti dolayısıyla artan iç
çatışmalar I. ve II. dünya savaşlarıyla doruğa çıkınca Avrupa neredeyse
haritadan silinecekti. Bu olmadı ama Avrupa tükendi, global bir güç olmaktan
çıktı.
Avrupa’nın transformasyonundaki son fark “ bireycilik” dir. Bireyciliğe göre
toplum, birey denen özerk ve eşit birimlerden oluşur; bu bireylerin her biri,
oluşturdukları toplumdan daha önemlidir. Bu görüş, bireyin değil grubun
önemli olduğu Asya kültürlerinden çok farklıdır. Bu fark aile yapısına bile yansır;
Batı’nın çekirdek ailesi; doğu toplumlarının geleneksel genişletilmiş ailesi,
görücü usulü evlilik, akrabalık ilişkileri ile tam bir tezat içindedir. Batı’da evlilik
iki birey arasında olduğu halde Doğu’da iki aile arasındadır.
Görüldüğü gibi Avrupa’nın moderniteye yolculuğu belirgin farklar taşır: dış
tehdit olmayışı, sömürgecilik, sınaileşme ve bireycilik. Avrupa uzun yıllardır
dünyanın geri kalanı üzerinde o kadar büyük etki yapmıştır ki bu özelliklerin
kendine has değil, evrensel olduğuna inanıp gerekirse güç kullanarak bunların
her yerde uygulanmasını beklemektedir.
Avrupa’nın Hükümranlığı
1800’lerin başında Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın GSMH’sı Japonya ve
Çin’inki ile hemen hemen eşitti. 1900’e gelindiğinde ise 10’a katlanmıştı.
Avrupa ve Kuzey Amerika 19.yüzyılda sınaileşmenin ve tekel olmanın keyfini
sürdü ve bunun sonuçları başka herkes üzerinde derin etki yarattı.
Avrupa ile bütün diğerleri arasındaki ekonomik uçurum ona, dünyaya
hükmetme imkânı kazandırdı. Sömürgecilik 17.yüzyılda başlamıştı fakat
18.yüzyıldan sonra hızla yayıldı. Hıristiyanlık, uygarlık ve ırksal üstünlük adına
İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa devletleri, eşsiz-benzersiz orduları
ve donanmalarıyla dünyaya boyun eğdirdiler. Beyazlarla beyaz olmayan Çinliler,
Hintliler, Afrika, Amerika ve Avustralya yerlileri arasında vahşi savaşlar oldu. Bu
halklar dinlerini, yönetimlerini, topraklarını ve kaynaklarını Avrupa
saldırılarından korumaya çalışırken canlarını verdiler. Batı egemenliği dünya
tarihinin en büyük asimetrilerinden biridir. Anayurtları, dünya yüzeyinin % 7 ‘si
üzerinde dünya nüfusunun %18’ini barındırdığı halde küresel toprakların
%’33’ünü, maddi varlıklarının % 28‘ini hakimiyetleri altına almışlardı.
Dünyayı yöneten güç olarak İngiltere yeni küresel ticaret sistemini kendi
çıkarlarına göre şekillendirdi. Ulusal zenginliği, en ucuz fiyatlarla gıda ve
hammadde ithal edip mamullerini en çok sayıda pazara ihraç etmesine bağlıydı.
İmalattaki üstünlük gücünü kullanarak, başkalarının kendi doğum halindeki
sanayilerini korumak için gümrük tarifeleri koymasını engelledi. İngiltere’nin
empoze ettiği uluslar arası serbest ticaret rejimi, Amerika hariç Dünya’nın geri kalanını adeta boğdu. Sömürgelerin görevi, anayurt ekonomilerini rekabete
girişmeden desteklemekti.
1800’den sonra Avrupa kendisi take-off’a geçmekle kalmadı; Asya’nın da aynı
yolu izlemesini ekonomik ve askeri gücünü kullanarak engelledi. Örneğin ilk
Afyon savaşı (1839-1842) İngiltere’nin Hindistan’da üretilen afyonu zorla Çin
pazarına sokması, İmparatorluğun da bunu engellemeye kalkışması sonucu
çıkmıştı. Yenilgiyi takiben Afyon kullanımının yaygın satış ve kullanımı Çin
halkını mahvetmişti ama ne gam; İngiltere isteğine kavuşmuştu ya!
Avrupa’nın gücünden ve Çin’in başına gelenlerden korkan Japonya hızla
modernizasyona girişti. Avrupa’nın eğitim sistemlerini, ordularını,
donanmalarını, demiryollarını vs.yi incelemek üzere ne gerekiyorsa yaptı. Bu da
Avrupa egemenliğinin ne kadar etkin karakterde olduğunu gösteriyordu. Diğer
bütün ülkeler Avrupa’nın gölgesinde yaşıyor, isteyerek veya istemeyerek onun
özelliklerini benimsemeye çalışıyorlardı. Aksi takdirde birer sömürge haline
gelmeleri işten bile değildi. Avrupa herkes için oyunun kurallarını değiştirmişti.
Bundan yararlanan istisnalar Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda oldu. Zaten
bu sömürgeler ağırlıklı olarak İngiliz göçmenlerden oluştuğu için farklı bir statü
içinde hep ayrıcalıklı muamele gördüler ve sonuçta serpilip geliştiler.
Avrupa’nın gücü I. Dünya Savaşının hemen öncesinde doruğa çıktı. Bu arada
Amerika iyice güçlenmişti. Avrupa 1945’den sonra adamakıllı inişe geçti,
imparatorlukları parçalandı. Hindistan, Endonezya, Afrika’nın çoğu, Malezya,
Çin, hepsi bağımsızlıklarını elde etti. Ulus-devletlerin sayısı üçe katlandığından
19. Yüzyılda çizilen dünya haritası bir kere daha çizildi: hem de çok hızlı ve aksi
yönde.
Köle ticareti ve kaynaklarının insafsızca tüketilmesi yüzünden iyice güçsüz kalan
Afrika dışındaki eski sömürgelerin 1950’den sonra kaydettiği hızlı ekonomik
dönüşüm, 20.yüzyılın en önemli olayının sömürgelerin bağımsızlığa kavuşması
olduğunu göstermektedir: 21. Yüzyılda dünya nüfusunun çoğunluğunun
dominant oyuncu olmasının yolunu açmıştır.

ABD’nin Yükselişi
Avrupa ve Amerika modernitesi “ Batı Modernitesi “ olarak birlikte tanımlansa
da aralarında bazı farklar vardır.
1607’den itibaren Amerika’ya gelen göçmenlerin ezici çoğunluğu Avrupa
ülkelerindendi. Kendi değerlerini, inançlarını, kültürlerini, bilgilerini ve
adetlerini de birlikte taşıdılar. Niyetleri Yeni Dünya’da Eski Dünya’yı yeniden
yaratmaktı. Ancak Kapitalizmin feodal atalar tarafından şekillendirildiği
Avrupa’nın aksine, yerleşimciler önceki toplumsal yapılar ve değerlerle
kısıtlanmıyorlardı. Geçmişin yükü olmadan, yepyeni bir başlangıç yapabilirlerdi.
Yeni başlangıç yaparken, Amerikan yerlileri de tam bir kıyıma uğradı. Bu süreç
şimdi artık en zalim etnik temizlik olarak tanımlanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletlerinin boş bir kağıtla işe başlaması ona kendi kurallarını
yazma ve kurumlarını oluşturma fırsatı verdi. Yoğun Protestan doktriniyle yüklü
olan Amerikalıları soyut ilkeler ve fikirler cezbediyordu. Bu da hem
anayasalarında hem de daha sonra evrenselleşme ve küresel misyon
üstlenmelerinde ifade buldu.
Avrupalı yerleşimcilerin beraberinde güçlü bir değerler ve dini inançlar
manzumesi getirmesi fakat sınıfsal yapıyı geride bırakmaları beyaz Amerika
halkına homojenlik duygusu verdi. Afrikalı köleler Amerikan toplumundan
dışlandığı, yerliler de temizlendiği için kimlikleri güçlü bir ırksal boyut kazandı.
Muazzam büyüklükte, bol kaynaklara sahip toprakların sunduğu sınırsız
olanaklar halka güçlü bir iyimserlik ve sürekli değişim arzusu aşıladı. Sınır,
durmaksızın ilerledi.
İç piyasa yerel ve bölgesel tercihlerle ve sınıf statü farklılıklarıyla kısıtlanmadığı
için standartlaşmış ürünler kolayca kabul gördü. Emek arzının nispeten düşük
olması, emek tasarrufu sağlayan makine icadını ve verimliliğin iyileştirilmesini
teşvik etti. Teknolojik innovasyon, mekanizasyon, ürünlerin standardizasyonu,
ölçek ekonomileri ve seri üretimi içeren bir ekonomi doğdu. Reklamcılık
sektörü çok gelişti. Sonuçta Amerikan kapitalizmi Avrupa’daki benzerlerinden
çok daha dinamik ve yenilikçi bir yapıya kavuştu. 1820 de dünya gelirinin % 1.8
ini üretirken 1950’de %27.3 ‘e çıktı. Aynı tarihte tüm Avrupa 9.26 ile 2 inciydi.
Böylece Amerika gerçek bir global güce kavuştu. IMF, Dünya Bankası, GATT gibi
kurumlarıyla, dünya rezerv dövizi olan dolarıyla, hava kuvvetlerine dayalı askeri
gücüyle tartışmasız egemen fakat herkese açık ve herkesi içine alan bir dünya sistemi kurmayı başarmıştı. Kültürel gücü ve etkisiyle birlikte, kurduğu mutlak
egemenliği Sovyet Bloku’nun çökmesiyle doruğa ulaştı.
Aradaki farklılıklara rağmen Amerika’nın Avrupa ile paylaştığı soy ırk, tarih,
kültür, din, inançlar ve ortak çıkarlar “ Batı “ terimi altında toplandı.
Batı, yaşadığımız dünyayı değiştirmiştir. Şimdi bile, Çin’in artan rekabetine
rağmen dominant jeopolitik ve kültürel güçtür. Batı etkisi o kadar yaygın ki
dünyayı onsuz düşünmek veya Batı olmasaydı nasıl bir dünya olurdu diye hayal
etmek bile imkansız. Ancak çok doğal kabul ettiğimiz, sindirdiğimiz,
benimsediğimiz Batı hegemonyası ne doğaldır, ne de ebedi. Aksine, bir noktada
sona erecektir.
3
JAPONYA – MODERN FAKAT BATILI SAYILMAZ
19.yüzyılın başında sınaîleşmeye başlayan tek Asya ülkesi Japonya idi, Batı
kulübüne dışarıdan karışan tek ülke. Batıyı kopyalamada her bakımdan
mucizevi başarı gösterdi. 1945’e kadar Doğu Asya’nın büyük bir bölümünü
sömürgesi yaptı. 1980 ‘e doğru milli gelirini Batı’nınkiyle eşitledi. 1950’den
itibaren take-off’a geçen Doğu Asya ülkelerine model teşkil etti. Asya
modernitesini anlamak istiyorsak, ilk ve halen en gelişmiş örnek olarak
Japonya’dan başlamalıyız.
Japonya nereden geliyor?
Japonya’yı şekillendiren, zamanın en ileri iki uygarlığıyla olan ilişkileridir: 5. ve 6.
yy da Çin ve 19. / 20. yüzyılda da Batı. Japonya’nın Çin’le ilişkileri başlamadan
önce kendi yazım sistemi yoktu. Çin karakterlerini alıp yeni ilave ve
uyarlamalarla kendi sistemini yarattı. Bu süreçte Çin edebi geleneği Japon
kültürünün temel taşlarından biri oldu. Taoizm Japon animist gelenekleriyle
harmanlanıp Şintoizm oldu. Budizm ve Konfüçyizm etkinlik kazandı ki bugün
hala yönetişim ideolojisi ona dayanmaktadır. Konfüçyizm zamanın en sofistike
felsefelerinden biriydi: karmaşık bir ahlaki, sosyal, siyasi ve din benzeri bir
düşünce sistemiydi.

Japonya 14. yüzyıl boyunca Çin’in gölgesinde yaşadı. 1868 Meiji
restorasyonuna kadar olan bu sürenin büyük bir kısmı Çin’in tributary ( barış
için para ödeyen ve onun üstünlüğünü kabul eden) devletlerinden biri olarak
geçti. Bu durum Japon psikolojisinde derin bir aşağılık duygusu yaratarak
savunmacı ve militan milliyetçiliği körükledi. Çin’in etkisi derin olsa da, Japonya
hepsini kendine göre şekillendirdi. Çin Konfüçyüs öğretisinde en önemli erdem
merhamet ve iyi yüreklilik iken Japonya’da sadakat ve büyüklere hürmet tüm
Japon kültürünün belirleyici özelliğiydi. Çin İmparatorluğunda toplam 37
hanedan değişirken Japon İmparatorluk ailesi kutsal kabul edilip 1700 yıldır hiç
değişmedi. Çin hanedanları mutlak iktidara sahip olduğu halde Japonya’da fazla
etkin değildi.
Meiji Restorasyonu
Japonya’da 1853’e kadar süren huzur ve istikrar, Amerikan deniz subayı
Perry’nin siyah gemilerden oluşan bir filonun başında Tokyo körfezine
gelmesiyle bozuldu. Perry, Amerika ve Avrupa güçleri adına Japon limanlarının
serbest ticarete açılmasını talep ediyordu. Artık Japonya’nın içine kapanık
dönemi bitmişti. Tıpkı çağın diğer ülkeleri gibi yayılmacı ve yırtıcı Batı’dan
kendini koruyamayacaktı. İşgal tehditleri altında 1858 ‘de Batı ile hiç de eşit
olmayan bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, Japon limanlarını ülke toprakları
dışında sayan ve Batı uyrukluları Japon yasalarından vareste tutan, hristiyanlığı
serbest bırakan ve tümüyle Japon egemenliğine darbe vuran, son derece
aleyhte şartlar içeriyordu.
Batı tehdidi altındaki ülke, bağımsızlığını korumak ve afyon savaşlarından sonra
Çin’in başına gelenlerden sakınmak için Batı’dan mümkün olduğunca çok şey
öğrenmesi gerektiğini fark etti. Hükümetin bu görevi yerine getirmede
gösterdiği hız, azim ve içerik zenginliği tam bir tarihi fenomendir. Nefes kesen
20 yıl içinde, Batı’nın tecrübesinden yararlanarak bir dizi kurum tesis etti.
Öğrenilebilecek her şeyi öğrenmeleri için Avrupa ve Amerika’ya heyetler, kişiler
gönderdi. Bunu yaparken de sistematik bir şekilde hangi ülkenin hangi konuda
uzman olduğuna bakıldı. Eğitim sistemi Fransa’dan, donanma İngiltere’den,
ordu Almanya’dan, üniversiteler Amerika’dan adapte edildi. Japonya’ya
uzmanlar getirildi. Hükümet yeni kurduğu fabrikaları satarak kapitalist sınıf
oluşturdu. Sonuçta yamalı bohça gibi fakat tamamen Japonya’ya has bir bütün
elde edildi.

MODERNİTE - DEĞİŞİMİN HIZI
Bütün Asya Kaplanlarının (Güney Kore, Tayvan, Singapur, Hong Kong, Çin,
Malezya, Tayland, Endonezya ve Vietnam) en belirgin özelliği değişimlerinin
hızıdır. 1950’de ağırlıklı olarak tarım toplumuydular. Tarım Nüfusları % 80-90
iken bu oran bu gün % 10 ‘un altına inmiştir.
Moderniteye geçişin ana özelliği köyden kente, tarla işinden sanayi işine
geçiştir. Köy yaşantısında bir yıldan ötekine, bir kuşaktan diğerine pek az şey
değişir. Sanayileşme koşulları müthiş değiştirir: Alışılmışın yerini belirsizlik,
geçmişin yerini gelecek alır. Asya kaplanlarında bu geçişin Batı’ya göre çok
daha hızlı olması beraberinde modernitelerine de iki önemli fark getirmiştir.

1-Geçmişin Yakınlığı
Asya kaplanlarında halk çok yakın zamana kadar tarımda çalıştığından geçmişin
damgası şimdiki zamanın üzerinde capcanlı durmaktadır. Moderniteye rağmen
geleneklere bağlılık aynen devam etmektedir.
2-) Şimdiki zamanda gelecek
Daha önce de belirtildiği gibi modernite, şimdiki zamana gelenek, örf ve
adetlerin değil geleceğin hükmetmesi, gözlerin ve zihnin arkaya değil öne
yönelik olmasıdır. Bu duruşun derecesi ülkeden ülkeye değişir. Şurası tuhaftır
ki yakın zamana kadar geçmişiyle haşır neşir olan Asya ülkelerinde geleceğe
dönme derecesi, moderniteye çok daha erken geçen Avrupa ve Amerika’ya
göre çok daha ileridir. Bu ülkeler değişim tiryakisi, teknoloji tutkunu, acayip
esnek ve her çeşit yeniliğe uyumlu karakterleriyle adeta bir hiper modernite
yaşamaktadırlar. Aslında bu hiç de şaşırtıcı değildir. Batı ekonomisi % 2
büyürken siz her yıl ortalama % 10 büyürseniz, bu turbo hızın yaşam
koşullarında, istihdam tiplerinde, şehirleşmede, şehirlerin görüntüsünde ve
tüketici ürünlerinde devrim yaratması kaçınılmaz olur. Aile gibi yerleşik kurum
ve değerleri değiştirerek sosyal dokuya yeni ve ağır gerilimler yükler. Böylesine
bir değişimle baş etmek için hem bireylerin, hem de toplumun buna hazır
olmasını ve hedefe kilitlenmesini gerektiren, çok gelişmiş pragmatizm ve
esneklikleri sayesinde bunu başarmışlardır.
Hızlı değişimle aklını bozmanın bir örneği Doğu Asya kentlerinin karakterinde ve
yapısında açıkça görülür. Binalarının yüksekliğinin ve karakterlerinin kesin
kurallara bağlı olduğu, yüzeyin kullanıma göre bölgelere ayrıldığı Avrupa ve
Amerika şehirlerinin aksine Asya şehirlerinde böyle bir düzen yoktur. Her
semtte her şeyden biraz biraz vardır, her şekil ve yükseklikte binalar
görürsünüz. Batı kentlerinde belli bir merkez varken Asya kentleri birbiri ardına
metamorfoz geçirerek ha bire yeni merkezler üretirler. Kuralsızlık, düzensizlik
ve başıboşluk tipik Asya kentlerinde masum kaos, sıkıştırılmış bir enerji ve
heyecandan oluşan baş döndürücü bir karışım yaratır. Görünüşte tek sabit,
değişimdir. Avrupa’nın aksine korumaya hiç önem vermeden binalar birbiri
ardına yıkılıp yenisi yapılır. Avrupa şehirleri neredeyse asırlarca aynı kalırken
Asya kentleri bir günden diğerine alt üst olur.

Modernitede rekabet
Dünyada’ki güç dengesi hızlı bir değişim içindedir. 1973’e kadar baskın olan
Batı, gelirin % 58.7 sini elde ederken Japonya hariç Asya’nın payı % 16.4 tü.
2001 ‘ e gelindiğinde bu oran % 52 ‘ye % 31 olmuştu. Oran önümüzdeki 15-20
yıl içinde daha da değişecektir. 2027 de Çin’in Amerika’yı geçip dünyanın en
büyük ekonomisi olması, 2032 de de BRIC adı verilen Brezilya, Rusya, Hindistan
(India) ve Çin grubunun Amerika, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve
Japonya’dan oluşan G7 yi aşması beklenmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan diğer
13 ülkenin (Bangladeş, Mısır, Endonezya, Iran, Meksika, Nijerya, Pakistan,
Filipinler, Türkiye ve Vietnam) toplam gelirinin G7 nin üçte ikisine ulaşacağı
tahmin edilmektedir.
Bu zamana kadar dünya Batı küstahlığının etkisindeydi: Onlara göre kendi
değerleri, inançları, kurumları ve düzenlemeleri herkesten üstündü. Bu
mentalitenin gücü ve baskısı hiç de hafife alınmamalıdır. Hükümetleri diğer
ülkelere demokrasi ve insan hakları dersi vermekten hiç çekinmezler. Batının bu
derin üstünlük kompleksi güçlü ekonomik, siyasi, ideolojik ve kültürel
akımlardan beslenir.
Ancak modernitenin yayılması bu mentaliteyi zora sokacaktır. “İleri”,”
Gelişmiş”, “Uygar” gibi fikirler Batı ile eşanlamlı olmaktan çıkacaktır. Şimdiye
kadar başkaları için evrensel ve tartışmasız örnek ve model olduğuna, herkesin
onu izlemesi gerektiğine inanan Batı’nın, kendisine rakip modeller çıktığında
nasıl davranacağını Allah bilir. Gelecekte kendini mutlak değil rölatif bağlamda
düşünmesi, dünyanın geri kalanından öğreneceği çok şey olduğunu fark etmesi,
her şeyin en iyisini kendi bildiği saplantısından vazgeçmesi gerekecektir. Bu
değişimin öncüsü de Çin olacaktır



Thor isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir bilgisayarın acı sonu! Gökhan Bilim ve Teknoloji 0 20 Nisan 2013 13:33
Bir Efsanenin Sonu! onurkayaatas Uzay ve Astronomi Bilimi 1 06 Nisan 2013 22:29
hayatın sonu Skıllet Komik Resimler 0 30 Ocak 2013 06:11
babanın sonu Nofearblack Komik Yazılar & Fıkralar 0 28 Ocak 2013 16:46
Babanin Sonu Policess Komik Yazılar & Fıkralar 0 28 Ocak 2013 16:22

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:08.

Sistem Bilgileri Bilinmesi Gerekenler
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.1.0 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz.

Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir.
Soru Ve Sorunlarınız İçin Lütfen İletişim Bölümünü Kullanınız
Tema Tasarımı ForumZero.Net - Foxin


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736