Forum Zero - Türkiyenin En İyi Online Oyun Forumu

   


Go Back   Forum Zero - Türkiyenin En İyi Online Oyun Forumu > Eğitim Dünyası > Genel Okul Ansiklopedisi

Genel Okul Ansiklopedisi Okul ile ilgili bazı elementler ve sorular, sorunlar


İmamı Rabbani Kimdir ?

Genel Okul Ansiklopedisi


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 24 Kasım 2013   #1
Foxout - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye Profil Bilgileri
Üyelik tarihi: 26 Nisan 2012
Mesajlar: 6.439
Konular: 4126
Rep Puanı: 104488
Rep Gücü: 6445
Rep Derecesi : Foxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond reputeFoxout has a reputation beyond repute
Aldığı Teşekkürler: 240
Ettiği Teşekkürler: 712
Standart İmamı Rabbani Kimdir ?

İmamı Rabbani Kimdir ?

Hindistan’da yetişen büyük İslam alimi ve büyük veli. Adı, Ahmet bin Abdülehad’dir. 1563 (H. 971) yılında aşure günü Hindistan’ın Serhend şehrinde doğdu. 1624 (H. 1034) te doğduğu yerde vefat etti. İnsanların, itikad, ibadet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri ile amel etmelerini sağlayan, insanları Allahu Teala’nın rızasına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine Silsile-i aliyye denilen İslam alimlerinin yirmi üçüncü halkasıdır. HazretiÖmer’in soyundan olup babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük alimi, salih, faziletli kimseleriydi.

İmamı Rabbani hazretleri doğduktan bir müddet sonra hastalanınca babası onu kendi hocası Şah Kemal Kıhteli Kadiri’ye göstermiş, o da; “Korkma bu çocuk çok yaşayacak ve büyük bir zat olacak.” buyurup, elinden tutarak ağzından öpmüş ve manevi feyzlere kavuşturmuştur.

İlk tahsilini babasından okuyup, Arapçayı öğrenmiş, küçük yaşında Kur’an-ı kerimi ezberlemiştir. Sesi güzel olduğundan bülbül gibi okurdu. Çeşitli ilimlere ait küçük kitapları ezberlemiş, sonra Siyalkut şehrine gidip büyük alim Mevlana Kemaleddin-i Keşmiri’den akli (fizik, kimya, biyoloji, matematik vs.) ilimleri gayet iyi okumuştur. Kadı Behlul-i Bedahşani’den de nakli, yani dini ilimleri okuyarak icazet (diploma) almıştır. On yedi yaşındayken tahsilini tamamlayıp, akli ve nakli (kelam, fıkıh, tasavvuf) ilimlerin hepsinden icazet aldı.

Tahsili esnasında babası vasıtasıyla Kadiri ve Çeşti yollarının büyüklerinden feyz aldı. Babası hayattayken, ilim öğretmeye başladı. Bu sıralarda Risalet-üt-Tehliliyye, Risalet-i Redd-i Revafıd, İsbat-ün-Nübüvve ve başka birçok risale ve kitap yazmıştır. Edebiyata çok meraklı olup, fesahatı, belağatı, sür’at-i intikali(çabuk kavrayışlılığı), zekasının üstünlüğü herkesi hayrette bırakıyordu.

Bu kadar ilmi ve herkesin üstünde olgunluğu ile birlikte kalbi Ahrariyye büyüklerinin aşkı ile yanıyor, bu yolda yazılmış kitapları okuyordu. Babasının vefatından bir sene sonra, hacca gitmek üzere Serhend’den yola çıktı. Hindistan’ın hükümet merkezi olan Delhi şehrine gelince orada büyük veli Muhammed Baki-billah hazretlerini ziyaret etti. Huzuruna girince kalbinde bir nur parladı. Mıknatısın iğneyi çektiği gibi çekilip, duymadığı, bilmediği şeyler kalbine doldu. Hacdan sonra uğrayıp istifade etmeyi niyyet ettiyse de, kalbindeki sevgi ve arzu, kendisini bırakmayıp, ertesi gün huzuruna gelerek Ahrariyye feyzine kavuşmak şevkini bildirdi. Edeple ve can kulağı ile hocasının sözlerine ve hallerine bağlandı. Yüksek kabiliyeti ve bütün varlığı ile çalışıp, hocasındaki bütün kemalat, olgunluklar ve üstünlükler kendisinde hasıl oldu. Hocası Muhammed Baki-billah, zamanının büyüklerinden bazı dostlarına yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuştur:
“Serhend şehrinden bir genç geldi. İlmi pekçok, her hareketi ilmine uygun. Birkaç gün bu fakirin yanında bulundu. Onda çok şeyler gördüm. Dünyayı nurla dolduracak bir güneş olacağını anlıyorum.”

İmamı Rabbani, hocasının lütfu ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu. Birkaç ay sonra hocası Muhammed Baki-billah’tan kayıtsız, şartsız icazet aldı. Böylece tasavvuf ilminde ve hallerinde de yüksek dereceye kavuştuktan sonra memleketi olan Serhend’e dönmesi emrolundu. Hocası talebesinden çoğunun yetiştirilmesini de ona bırakıp, onları da arkasından Serhend’e gönderdi. Hocası onun için şöyle buyurdu: “Kalplere deva, ruhlara şifa olan bu tohumu Semerkand ve Buhara’dan getirip, Hindistan’ın bereketli toprağına ektim. Taliplerin yetişip kemale gelmesi için uğraştım. O (İmamı Rabbani) her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca, kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım.”

İmamı Rabbani hazretleri memleketine gelince ilim öğretmeye, tasavvuf ve marifet nurlarını dünyaya yaymaya, talipleri yetiştirmeye ve yükseltmeye başladı. Şöhreti her yere yayılıp, her taraftan aşıkları, onun ilminden, nurundan faydalanmaya geliyordu. Talebelerine Beydavi Tefsiri, Sahih-i Buhari, Mişkat-i Mesabih, Avarif-ül-Mearif, Pezdevi, Hidaye ve Şerhi Mevakıf gibi bazı din kitaplarını ders olarak mükemmel bir şekilde okuturdu. Ömrünün son zamanlarında dahi talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emreder buna çok önem verirdi. Herkesin kalbini ilim ve nur ile dolduruyor, Muhammed Aleyhisselam’ın dinini canlandırıyor ve kuvvetlendiriyordu. Zamanının padişahlarını, vali, kumandan, alim ve hakimlerini çok tesirli mektupları ile dine, sünnet-i seniyyeye teşvik ediyor, çok alim ve evliya yetiştiriyordu. Allahu Teala’ ona öyle bir ilm-i batın ihsan etmişti ki, kendine mahsus olan ilimleri de cihana yaydı. Hocası da bu yeni ilimlere kavuşmak için huzuruna gelir, hürmetle otururdu. Hatta birgün geldiği zaman, kendisini kalbi ile meşgul görüp, odaya girmedi, hizmetçiye de haber verip, “Rahatsız etme!” dedi ve sessizce kapıda bekledi. Bir müddet sonra İmamı Rabbani hazretleri kalkıp; “Kapıda kim var?” deyince, üstadı; “Fakir Muhammed Baki.” dedi. Bu ismi duyunca kapıya koşup, edep ve tevazu ile karşıladı. Hocası kendisine çok müjdeler vermiş, dostlarına medhetmiş ve öleceği zaman bütün talebelerine ona tabi olmalarını emretmişti.

Zamanın alimleri İmamı Rabbani hazretlerine “Sıla” ismi ile hitap ettiler. Sıla, birleştirici demektir. Çünkü o, tasavvufun İslamiyetten ayrı bir şey olmadığını İslamiyete uygun bir şey olduğunu ispat ederek, ahkam-ı İslamiyye ile tasavvufu vasletmiş, birleştirmiştir. Bir mektubunda da; “Beni iki derya arasında sıla yapan Allahu Teala’ya hamd olsun.” diye dua etmiştir. Hadis-i şerifte; “Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefaati ile çok kimseler Cennete girer.” buyrularak, onun geleceği haber verilmiştir. Bu hadis-i şerif, İmamı Süyuti’nin Cem’ül-Cevami kitabında vardır.

İmamı Rabbani hazretleri, Müceddid-i Elf-i Sani’dir. Yani hicri ikinci bin yılının müceddididir. Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni din getiren bir Resul gönderilirdi, yeni din önceki dini değiştirir, bazı hükümleri kaldırırdı. Her yüz senede de bir Nebi gelir, din sahibi peygamberin dinini değiştirmez, kuvvetlendirirdi. Hadis-i şerifte, bu ümmete ise her yüz yıl başında İslam dinini kuvvetlendiren bir alim geleceği haber verilmektedir. Peygamber Efendimizden sonra peygamber gelmeyeceğine göre, kendisinden bin sene sonra, İslam dinini her bakımdan ihya edecek, dine sokulan bid’atleri temizleyip, asr-ı saadetteki temiz haline getirecek, din ve fen ilimlerinde tam varis, alim ve arif bir zatın olması lazımdı. Hadis-i şerifler bunu bildirmektedir. Bu mühim hizmeti İmamı Rabbani hazretleri yapmıştır. Bütün İslam alimleri bu zatın o olduğunda ittifak etmişlerdir. Peygamber Efendimizden tam bin sene sonra ilim ve irşad kürsüsüne mutlak olarak oturup, cihanı Resulullah’ın nurları ile aydınlattı, bid’atleri temizleyip İslam dinini ihya etti. Başta vahdet-i vücud bilgileri olmak üzere daha birçok yanlış anlaşılan meseleleri gayet açık bir şekilde izah ederek insanların zihinlerini ve kalplerini yanlış ve bozuk inanışlardan, bid’atlerden temizledi; hakkı batıldan ayırıp, Peygamber Efendimizin, hak, doğru yol olduğunu haber verdiği Ehli sünnet itikadını her yere yaydı. Genç ihtiyar herkes ve birçok alim onun etrafında toplandı. Kendisine ilk defa Müceddid-i Elf-i Sani ismini veren, zamanının en büyük alimlerinden Abdülhakim-i Siyalkuti’dir. O zamanın diğer büyük alimleri de onu methetmiş, övmüştür.

İmamı Rabbani hazretlerinin dine yıllarca yaptığı bu büyük hizmetleri ve sağlam, ikna edici delillerle kendilerinin çürütüldüklerini gören bazı sapık kimseler ona cephe aldılar ve iftira etmeye başladılar. O zamanın Sultanı Selim Cihangir Hanın devlet adamları, hatta büyük veziri ve baş müftisi ve etrafındakiler Şii idiler (Bkz. Şiilik). Halbuki İmamı Rabbani hazretlerinin birçok mektupları ve bilhassa ayrıca yazdığı Redd-i Revafid risalesi, Şiilerin bazılarının yanlış yolda olduklarını bildirmekteydi. Hindistan’daki itikatları bozuk olan bu insanlar, Sultana gidip İmamı Rabbani hazretleri hakkında çeşitli iftiralarda bulunarak şikayet ettiler. Sultan, oğlu Şah Cihan’ı gönderip İmamı Rabbani hazretlerini, evlatlarını ve yetiştirdiği talebelerini çağırıp, hepsini öldürmeye karar verdi. Bunun üzerine Şah Cihan, bir müfti ile yanına gitti. Sultana secde caiz olduğunu gösteren bir fetvayı da götürdü. Onun üstünlüğünü biliyordu. Babama secde edersen seni kurtarabilirim, deyince, İmamı Rabbani hazretleri bu fetvanın zaruret zamanında izin olduğunu, azimet ve din bütünlüğünün secde etmemek olduğunu, ecel gelince, ölümden hiçbir şeyin kurtaramayacağını söyledi ve secde etmeyi kabul etmedi. Çocuklarını ve talebelerini bırakıp sultana yalnız gitti. Kendisine yapılan iftiralara karşı sultana o kadar güzel ve doyurucu cevap verdi ki, sultan yüksek hakikatleri anlayabilecek birisi olmadığı halde, neşelendi ve serbest bırakıp özür diledi. Hatta o, sultana kendisine yapılan iftiraların asılsız olduğunu açık delillerle anlatırken, orada bulunan ateşe tapıcı Hinduların büyük bir kumandanı onun dinde olan kuvvetini, sözlerini, lezzet ve kıymetini görerek Müslüman oldu.

Sultanın ikna olduğunu, kendi uğraşmalarının boş olduğunu gören iftiracı sapıklar; “Bunun adamları çoktur. Sözleri bütün memlekette yürürlüktedir. Bunu serbest bırakırsak bir karışıklık çıkabilir.” diyerek uzun konuşmalardan sonra sultanı aldattılar. Sultan, İmamı Rabbani hazretlerini memleketin en sağlam ve korkunç kalesi olan Guvalyar Kalesine hapsedilmesini emretti ve hapsedildi. Bu hadiseye çok üzülen talebeleri sultana isyan etmek istediler. Bunu yapabilecek güçteydiler. Fakat İmamı Rabbani hazretleri onları rüyalarında ve uyanıkken bu işten men etti. Sultana hayır dua etmelerini emredip; “Sultanı incitmek bütün insanlara zarar verir.” buyurdu. Kendisi de sultana hep hayır dua ediyordu. Sultanın veziri koyu bir muhalif olduğundan zindanda İmamı Rabbani hazretlerinin başına kardeşini tayin etmiş ve çok şiddetli davranmasını emretmişti. Bu görevli ise ondan çeşitli kerametler, üzülmek yerine heybet, sabır ve hatta neş’e görerek tövbe etti. Muhalefeti bırakıp ehli sünneti seçti ve onun halis talebelerinden oldu. Kalede hapiste bulunan insanlar, onun bereketi ve sohbetleri ile müslüman olmakla şereflendiler. Birçok günahkar tövbe etti. Hatta bazıları yüksek alim oldu. İmamı Rabbani hazretleri kalede iki veya üç sene kaldıktan sonra, sultan yaptığına pişman oldu. Hapisten çıkarıp ikram ve ihsan eyledi. Bir müddet, asker arasında kalmasını istedi. Sonra serbest bırakıp, hürmetle vatanına gönderdi. Hapisteki bu sıkıntılardan ve uğradığı dertlerden sonra evvelce bulundukları hallerin ve makamların binlerce üstünde derecelere yükselmiş olarak memleketine döndü.

İmamı Rabbani hazretlerini hapsettiren Selim Cihangir Hanın oğlu Şah Cihan, padişah olmak için babasına karşı geldi. Askeri çok ve babası tarafındaki kumandanların çoğu kalpten kendisine bağlı olduğu halde zafer kazanamadı. O zamanın evliyasından birine halini anlatıp dua istedi. O veli dedi ki; “Senin zafer kazanman için vaktin dört kutbunun sana dua etmesi lazımdır. Bunlardan üçü seninle beraber ise de, en büyükleri olan dördüncüsü bu işe razı değildir. O da İmamı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani hazretleridir.” Şah Cihan, İmamın huzuruna gelip dua etmesi için yalvardı. Fakat, babasına karşı gelmesine mani olup nasihat etti; “Babana git elini öp, gönlünü al; yakında vefat edecek, saltanat sana kalacaktır.” diye müjde verdi. Şah Cihan emirlerini dinleyip arzusundan vazgeçti. Az zaman sonra 1627 (H. 1037) de babası vefat edince saltanata kavuştu.

Müslümanların zayıf düştüğü; küfrün, sapıklığın zulmetin, felsefecilerin ve bozuk tarikatlerin her tarafı kapladığı bir zamanda, yüz binlerce kafir, İmamı Rabbani’nin elinde Müslüman oldu. Çok sayıda fasık ve facir onun güzel hallerini görüp, sohbetini işitip tövbe ederek salih Müslüman oldu. Uzaktan yakından çok kimseler rüyada ve uyanıkken onu görerek yanına koşmuş, huzuruna geldiklerinde gördüklerini aynen bulmuşlardır. Alim, salih, genç, ihtiyar binlerce kimse onu görüp, sohbetinde bulununca feyz alarak kalpleri zikreder olmuştur.

İmamı Rabbani, İslam dininde her sözü senet olan, Ehli sünnetin temel direklerinden çok büyük bir alim ve velidir. Kelam ilminde müctehiddir. Kendisinden önceki birkaç asırda İslamiyete çok sinsi bir şekilde sokulmak istenen felsefe düşüncelerini tamamen temizlemiş, yazdığı mektuplar ve kitaplarla kıyamete kadar bu yoldaki bütün suallere cevap teşkil edecek izahlar ve açıklamalar yapmıştır. Daha 18 yaşındayken yazdığı İsbat-ün-Nübüvve kitabı ile peygamberleri filozoflardan kesinlikle ayırarak, peygamberlerin Allah’ın dinini bildiren peygamberleri; filozofların ise, yalnız aklını rehber edinmiş herhangi insanlar olduğunu açıkça ve kesin delillerle isbat etmiştir. Böylece peygamberliğe inanmayanların, peygamberleri filozof zanneden veya onlarla bir tutmaya kalkışanların ne kadar yanlış düşündüklerini göstererek İslam dinine insan düşüncesi ve fikri karıştırmak ve böylece dini zamanla değişir hale getirmek isteyenlerin yolunu kapatmıştır. Büyük Ehli sünnet alimleri ve evliyalarının da ancak Peygamber Efendimizin tam izinde yürüyen yüksek insanlar olduğunu belirterek bunlara da filozof diyenlerin bu sözlerinin ne kadar yanlış olduğunu göstermiştir. Daha sonraki asırlarda ve zamanımızdaki filozofların her türlü sözlerine onun eserlerinde bol bol cevaplar bulunmaktadır.

İmamı Rabbani hazretleri, tasavvufun bütün inceliklerine ve en yüksek kemallerine ererek, Muhyiddin-i Arabi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Bayezid-i Bistami ve Cüneyd-i Bağdadi başta olmak üzere kendisinden önce yaşamış velilerin sekr (tarikat sarhoşluğu) halindeyken söyledikleri ve iyi anlayamayanları şaşırtan yüksek sözlerini, vahdet-i vücud bilgilerini gayet net bir şekilde açıklamış, bu büyüklerin yanlış anlaşılarak düşmanlık yapılmasına mani olmuştur. Tasavvuf deryasından bol bol saçtığı yüksek marifetler, beliğ ifadeler ve fasih sözleri ile bazı evliyanın dahi kafi şekilde anlamak ve anlatmaktan aciz kaldığı yüksek hakikatleri candan arzulayanlara sunarak bu sonsuz deryanın susuzlarının hararetini teskin etmiş, yolunu şaşırmışlara doğru yolu göstermiş, aşağı derecelerde takılıp kalanları çok yükseklere çıkarmıştır. Sorulan bütün suallere cevaplar vererek tasavvufta iyi anlaşılmayan bir yer bırakmamıştır. Tasavvufi kelime ve terimleri çok mükemmel bir şekilde yeniden açıklayarak bu konulardaki karışık ifade ve bilgilerin arkasında saklanarak Müslümanları kandıran ve şaşırtan cahillerle, dünya düşkünü bozuk tarikatçilerin maskelerini indirmiş, bu hususta esaslı görüşleri açıklamış, bütün bu isim ve sıfatların vasıflarını, asıllarını ve hakikatlerini gözler önüne sermiştir. Böylece bu yoldan ve tasavvuf kelimesi perde edilerek İslam dinine bozuk inanç ve ibadetlerin, uydurma merasim ve toplantıların, her türlü sapıklık ve hurafelerin girip yerleşmesini önlemiştir. Vilayetin ve veliliğin olağanüstü şeyler göstermek demek olmadığını, asıl veliliğin Allahu Teala’yı unutmamak ve Allahu Teala’nın isimlerine, sıfatlarına ve fiillerine olan marifet, yakınlık olduğunu, tasavvufun, İslam dini dışında ayrı bir yol değil, bizzat dinimizin içinde emir ve yasakların kolaylıkla yapılmasına yardımcı olan Allahu Teala’ya muhabbet yolu olduğunu çok veciz şekilde izah ederek din bilgisi az olanların ve hakiki tasavvuf ehli olmayanların insanları kandırmalarına ve böylelerinin marifet ve keramet sahibi hakiki velilerle karıştırılmasına mani olmuştur. Kısacası onun tasavvuf deryasında çözemediği bilmece, haber vermediği esrar kalmamıştır.

İmamı Rabbani hazretleri, kitaplarında, mektuplarında, sohbetlerinde ve günlük hayatında bütün bid’atlerle (dine sonradan ilave edilen hurafelerle) şiddetle mücadele etmiş, bunları bir bir ayıklayarak unutulmuş olan nice sünnetleri, hatta farzları yeniden meydana çıkarmıştır. Bid’atlerin en çirkininin itikadda (inançta) ortaya çıkanlar olduğunu bildirerek, bunlarla ve ibadetlere sokulmak istenen bid’atlerle mücadele etmiş, her sözü ve işinin sünnete uygun olmasına pekçok titizlik göstermiştir.

Ayrıca zamanındaki bütün fen ilimlerini en üstün şekilde biliyordu. Fen bilgileri üstüne yaptığı açıklamalar bu ilimlerin mütehassıslarını hayrette bırakmıştır. Mesela elektronların çok hızlı dönüşlerinden dolayı atomların içinin ve böylece maddelerin dolu sanıldığını, halbuki boş olduğunu ilk olarak bundan dört yüz sene önce açıklamıştır. Bu husus, fen adamları tarafından ancak 20. yüzyılda ve uzun deneyler sonucu anlaşılabilmiştir.

Kerametleri:

İmamı Rabbani hazretlerinin her an kerametleri görülürdü. Bedreddin-i Serhendi, İmam’ın 60 binden fazla kerameti olduğunu bildirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:

Kıymetli talebelerinden Seyyid Cemal şöyle anlatmıştır: “Bir çölden geçiyordum, aniden önüme bir arslan çıktı. Yalnızlık korkusundan ve bu yırtıcı arslanın heybetinden, titremeye başladım. O sahrada, bu arslanın önünden kaçmaya imkan bulamadım. Hocam İmamı Rabbani’yi hatırlayarak ondan yardım istedim. Birdenbire gördüm ki, elinde baston olduğu halde acele geldi. Elindeki bastonu ile o korku bilmez heybetli arslana vurdu. Bu hali görünce birden irkilip dikkatle baktım, arslan süratle kaçıp gitti. Hocamı da bir daha göremedim.”

İmamı Rabbani hazretleri talebeleri ile birlikte bir köye gitmek üzere yola çıkmışlardı. Bir sahraya geldikleri sırada hava çok sıcak ve tozluydu. Talebeleri bunaltıcı havada susamışlar ve sıcaktan rahatsız olmuşlardı. İmamı Rabbani hazretleri gözlerini semaya dikerek dua edince birkaç adım yürümeden bir parça bulut göründü ve hepsini gölgeledi. Toz kalkmayacak ve çamur olmayacak kadar yağmur yağdı. Havanın hararetini düşüren hafif bir rüzgar da esti.

Talebelerinden biri şöyle anlatır: “Bir yolculukta hocamız bir kervansaraya indiler. Aniden dostlarına: Bugün buraya bir bela geleceğini ve herkese sirayet edeceğini görüyorum. Arkadaşlarımız birbirlerine söylesinler herkes; “Bismillahillezi la yedurru me’asmihi şey’ün fil’-ardı vela fissemai ve hüvessemiul-alim” ve “Euzübikelimatillahittammati min şerri ma halak” dualarını tekrar tekrar okusunlar. Çünkü bu duayı kim okursa, Allahu Teala’nın inayeti ile kendisi ve malı korunur, buyurdu. Bunu söyledikten, iki saat geçmeden kervansarayın bazı kısımlarında yangın çıktı. Bir türlü söndüremediler ve birçok mal yanıp telef oldu. Bu arada talebesi Mevlana Abdülmü’min Lahori’nin de malları yandı. Ona Hazretiİmam: Size hiç kimse okunması icabeden duaları söylemedi mi? buyurdular. Arkadaşları ona bu duanın okunması gerektiğini söylemeyi unutmuşlardı.”


Vefatı:
İmamı Rabbani hazretleri ömrünün son zamanlarında evinde inzivaya çekilip beş vakit namaz ve Cuma namazı hariç evden çıkmadı. Kendi oğulları ve kıymetli talebelerinden birkaç kişi hariç başkaları çok nadir içeri girebiliyordu. İnzivaya çekilip insanlardan uzak kalmasının hikmeti sorulunca; “Bu dünyadan göçmemi çok yakın görüyorum. İş böyle olunca tamamen inziva ve ayrılığı tercih edip daima istiğfar ediyorum, af diliyorum. Bunları zaruri görüyorum. Bütün vakitlerimi ve nefeslerimi, zahiri ve batıni ibadetle geçirmeyi daha lüzumlu buluyorum. Bu da ancak insanlardan ayrılmak ve tam bir uzlette kalmakla ele geçer. Bunun için, beni bırakınız, benden ayrılınız ve beni Allahu Teala’ya ısmarlayınız.” buyurdu. Ömrünün son altmış üç günü humma hastalığı çekti. Hastalığının en şiddetli günlerinde bile cemaatle namaz kılmayı terk etmeyip sadece son dört beş gün yalnız namaz kıldı. Bir gecenin üçüncü yarısında kalkıp abdest aldı ve teheccüd namazı kılıp; “Bu bizim son teheccüdümüzdür.” buyurdu. Vasiyetini bildirdi. Vasiyetlerinin çoğu dine uymak, sünnete yapışmak, bid’atlerden sakınmak, farz ve nafile ibadetlere devam etmek hakkında olup; “Dinin kıymetli kitaplarından dine tam uymağı öğreniniz ve bununla amel ediniz. Benim techiz ve tekfin işlerimi yaparken sünnete uyunuz.” buyurdu.

1624 (H. 1034) senesi Safer ayının yirmi dokuzuncu Salı günü abdestli olarak sedir üzerine yatıp sünnet üzere sağ ellerini sağ yanağının altına koyup zikirle meşgul oldu. Bu sırada sık sık nefes aldığını gören büyük oğlu; “Hal-i şerifiniz nasıldır babacağım?” diye sordu. İyiyim ve kıldığım o iki rekat namaz kafidir, buyurdu. Bundan sonra bir daha konuşmayıp, yalnızAllahu Teala’nın ismini zikrederken ruhunu teslim etti. Vefatında 63 yaşındaydı. Cenazesi yıkanırken bir müddet tebessüm edip ellerini namazda olduğu gibi bağladı. Yıkama esnasında ellerini çözdüler, fakat tekrar bağladı. Bu durum birkaç defa tekrarlanınca oradakiler bunda gizli bir sır olduğunu anlayıp bir daha ellerini çözmeyip öylece bıraktılar. Serhend’de evinin yanında defnedildi. Daha sonra Afganistan padişahı Şah-i Zaman, kabri üzerine büyük ve çok sanatlı bir türbe yaptırdı.

İmamı Rabbani hazretleri vefatından sonra da sevilmiş, asırlar boyu medh edilmiş, eserleri okunup istifade edilmiştir. Büyük veli Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri onu şöyle medh etmektedir:
“Ya Rabbi! O nihayetsiz yolun yolcusu, ilim sahiplerinin reisi, bu göz ile görülmeyen ve akıl ile varılamayan gizli sırların menbaı, insanların anlıyamadığı, ancak senin bildiğin büyüklüğün sahibi, köpüren dalgaların manalar deryası; maddesizlik mekansızlık aleminin reisi, nurları ile Hindistan’ı aydınlatan, Serhend şehrini Musa Aleyhisselama Allahu Teala’nın kelamı geldiği şerefli vadi (gibi) yapan, Muhammed Aleyhisselam’ın dininin büyüklüğünün vesikası, keskin görüşlüler meclisinin ışığı, dini bütün olanların sertacı, düşünülemeyen yüksekliklere erişen, izinde gidenleri de oraya çeken Ahmed-i Faruki’nin gözlerinin nuru hürmetine beni affet...”

Evliyanın büyüklerinden ve meşhurlarından olan Mevlana Halid-i Bağdadi’ye hocası Şah Abdullah-ı Dehlevi hazretleri yazdığı bir mektupta şöyle buyuruyor:

“İmamı Rabbani’yi sevenler, mümin ve takva sahipleridir. Sevmeyenler ise şaki ve münafıklardır. Bütün alem-i İslama, İmamı Rabbani’nin şükrünü eda etmek vaciptir.” Yine bu mektupta; “İnsanlarda bulunabilecek her kemali, her üstünlüğü, Allahu Teala’, İmamı Rabbani hazretlerine vermişdir...” buyurarak onu medh etmek için Farsça şu şiiri yazmıştır.

Her letafet ki, nihan bud pes-i perde-i gayb
Heme der suret-i hub-i tu ıyan sahte end
Herçi ber safha-i endişe keşed kilk-i hayal
Şekl-i matbu’i tu zibater ezan sahte end

Şiirin manası şöyledir: “Gayb perdesinin arkasında gizlenmiş olan bütün güzelliklerin hepsini, senin güzel şeklinde meydana çıkarmışlardır. Hayal kalemi düşünce sayfasına ne yazarsa yazsın, senin o güzel şeklini onlardan daha güzel yapmışlardır.”




Üye Profil Bilgileri
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Foxout isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Foxout Üyesine Bu Mesaj İçin Teşekkür Edenler.
GROZNIE (02 Aralık 2013)
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Burhaneddin Rabbani Kimdir ? Foxout Genel Okul Ansiklopedisi 0 15 Kasım 2013 17:20

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:29.

Sistem Bilgileri Bilinmesi Gerekenler
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.1.0 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Lütfen Sorunlarınızı Buradan Bize Bildiriniz.

Sitedeki Tüm Paylaşımların Sorumlulukları Paylaşım Sahiplerine Aittir.
Soru Ve Sorunlarınız İçin Lütfen İletişim Bölümünü Kullanınız
Tema Tasarımı ForumZero.Net - Foxin


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736